Tarihe "Bugünden" Bakmanın Yanılgısı
Kendi bloğumda yazmanın en güzel tarafı; merak ettiklerimi, üzerine düşündüklerimi ve araştırdıklarımı özgürce paylaşabildiğim bir platform olması. Bir yazar ve felsefeci olmak, illa tek bir alana kanalize olmak demek değildir; aksine, farklı alanlardaki fikirleri bir araya getirme becerisi geliştirmektir.
Zihnimi bütüncül bir yaşam alanı olarak görüyorum. Belki tek bir alanda yazmak insanı o konuda uzmanlaştırır ama benim gibi farklı alanlara merakı olan kişilerin, meselelere "başka bir yerden bakabilme" konusunda topluma daha fazla fayda sağladığını düşünüyorum. Benim işim uzmanlaşmaktan ziyade düşünmek, düşündüklerimi paylaşmak ve üzerine yeniden düşünmek. Kendimi bir bahçenin çiftçisi gibi hissediyorum; ayrık otlarını, frezyaları, gülleri ve lavantaları birbirinden ayırmak yerine, onların bir arada yaşaması için mücadele ediyorum. İşte benim zihin tanımım sanırım tam olarak bu. Aslında bu giriş anlatacağım konuyla çok alakasız gibi görünse de, yazarken yüzümde bir tebessüm oluşturduğu için paylaşmak istedim.
Gelelim Asıl Konuya...
Sosyal medyada karşılaştığım bir paylaşım üzerine bu satırları kaleme almaya karar verdim. Söz konusu paylaşımda; İslam'ı ve Peygamber dönemini, o günün yaşam şartlarını baz alarak "sözde Kütübi Sitte ve Nebiyye Şeceresi" üzerinden, çok eşlilik ve akraba evliliklerini birer "kanıt" gibi sunup, fikrini sözde sağlam temellere oturtmuş bir soy kütüğü tablosu hazırlanmış. Buradaki bakış açısına karşı, "bir de buradan bakın" demenin tam sırası olduğunu düşündüm.
İslam dünyasında "yaş" meselesi üzerinden yapılan tartışmaların temelinde, modern biyolojik yaş tanımı ile o dönemin toplumsal ve kültürel "rüşt" kavramlarının birbirine karışması yatar. Geçmişe bugünün değer yargılarıyla bakmaya bilimsel literatürde "Anakronizm" denir. Örneğin; köleliğin normal karşılandığı, hatta bireylerin kendilerini köle olarak tanımladığı bir dönemi, bugünün "özgür birey" bilinciyle tam olarak değerlendiremezsiniz. Ya da daha somut bir örnekle; Fatih Sultan Mehmet’e "Neden gemileri karadan yürüttü, dron kullansaydı ya!" diyemezsiniz. Bir dönemi ancak o günün şartları çerçevesinde incelerseniz objektif bir bakış açısı yakalayabilirsiniz.
Orta Çağ ve İlk Çağ dünyasında "çocukluk" kavramı, bugünkü pedagojik anlamda değildi. İnsan ömrü ortalamasının 30-40 yıl olduğu bir dönemde hayata atılma, evlenme ve sorumluluk alma yaşı bugüne göre çok daha erkendi. Bugün ergenlik yaşı neredeyse 25'e çıkmışken, o dönemde 18 yaşındaki bir genç, orduları komuta ediyor ya da devlet kademelerinde yöneticilik yapıyordu.
7.yüzyıl Hicaz toplumunda evlilik, sadece romantik bir birliktelik değil; genellikle kabileler arası sosyal güvenlik, hayatta kalma ve güç birliği motivasyonuyla gerçekleşiyordu. Bir kadının ya da bir ergenin, çöl kanunlarının hüküm sürdüğü o coğrafyada tek başına güvenliğini sağlaması mümkün değildi. Unutmayalım ki 18. yüzyıla kadar İngiltere ve Fransa dahil Avrupa’da evlilik yaşları 10-12 civarındaydı; bunlar kilise kayıtlarında mevcuttur.
Hz. Peygamber’e "yalancı", "sihirbaz", "şair" gibi isimler takıp her türlü açığını arayan Mekkeli müşrikler, Hz. Aişe ile olan evliliği üzerinden asla bir eleştiri getirmemişlerdir. Eğer bu durum o günün toplumunda bir "ahlaksızlık" veya norm dışı bir durum olarak görülseydi, Ebü Cehil gibi isimler bu fırsatı kaçırmaz, bunu Mekke’de en büyük karşı propaganda aracı haline getirirlerdi. Bu sessizlik, evliliğin o dönemin doğal yaşam akışına ve toplumsal rızasına uygun olduğunu gösterir.
Peki, günümüzde bu kavram nasıl anlaşılmalı? İslam, eğer bir şeyi yaş üzerinden sınırlandırsaydı net bir sayı verirdi. Oysa ayetler incelendiğinde karşımıza "Rüşt" kelimesi çıkar. Rüşt; kişinin iyiyi kötüden ayırması, haklarını koruyabilmesi, malını yönetebilmesi ve evliliğin getirdiği sorumlulukları idrak edebilecek zihinsel/ruhsal olgunluğa erişmesi demektir. Kur’an "gözlemleyin" der; yani sadece biyolojik büyüme değil, idrak kabiliyeti de şarttır.
Hem İslam karşıtı radikal zihinler hem de meseleyi çarpıtan dar görüşlü yapılar, kabile kültüründeki dönemsel şartları anlamayıp "İslam çocuk evliliğini onaylıyor" gibi büyük bir yanılgıya düşerler. Oysa İslam hukukunda "Maslahat" (kamu yararı) ilkesi vardır. Eğer bir gelenek (örneğin çok küçük yaşta evlilik veya riskli akraba evlilikleri) topluma ve nesle zarar veriyorsa, devlet veya yetkili kurumlar bu alanı sınırlayabilir. Bugün 18 yaş sınırının getirilmesi bu maslahat ilkesine tam olarak uygundur.
Özetle; hem Kur’an ayetleri bağlamında hem de tarihsel koşullar içinde bakıldığında, İslam asla "çocuk" evliliğini onaylamaz; "rüşt" ve "rıza" şartını koşar.Felsefeci olarak araştırmalarımı paylaştığım içerik yazısıyla birlikte, benzer konulara, alternatif olarak bir de bu pencereden bakmanızı istedim.
Keyifle kalın.
Türkan Beyaz
Şubat, 2026
Yorumlar
Yorum Gönder