Bir “ İmkan” Olarak Fikir



Bir fikri önemli kılan şey nedir? Onun görünür olması mı yoksa görünür olmasa bile kendi başına bir değer taşıması mı? Fikirler her yerde söylenmeli midir? Dün akşam katıldığım P4C atölyesinde fikirler üzerine konuşurken birçok kavram ortaya çıktı ama tabii ki bu bana yetmedi; üzerine derin derin düşündüm. Fikir neydi öncelikle? Hepimizin bildiği gibi fikir; akla gelen bir düşünce, görüş, kanaat veya niyet anlamlarına geliyor. Hatta Arapça kökenli olan bu kelime; akıl yürütme, bir konu hakkında yargı, tasarı veya taslak manalarında da kullanılıyor. Üzerine biraz daha düşündükten sonra fikir kelimesi bana bir "imkân"ı çağrıştırıyor. İmkânlı olma halini fikrin kendisi değil de, ona ait görünen bir sıfat gibi düşündüm; çünkü aklınıza gelen o her neyse, eğer adına fikir diyorsak, onun ortaya çıkma, genişleme ve büyüme ihtimali vardır. Bu durumda biz fikri sadece soyut bir kavram olarak değil de, sanki onu somut hale getirecek bir nesneymiş gibi algılıyor olabilir miyiz?
Peki, bir fikri asıl önemli kılan nedir? O fikrin kime ait olduğu mu yoksa neye hizmet ettiği mi? Son dönemde şunu çok fazla duyuyoruz: "Aklıma bir fikir geldi." Hemen söyleyene bakıyoruz; eğer söyleyen kişiyle ilgili olumlu düşüncelerimiz varsa, fikrinin de önemli olduğunu düşünüyoruz. Ama eğer bu fikri söyleyen kişi hakkında olumsuz düşüncelere sahipsek, onun fikirlerine çok da önem vermediğimizi fark ettim. Bir insana karşı olumlu ya da olumsuz duygular beslememiz, onun fikrinin değersiz olduğunu gösterir mi? Galiba burada insan olarak önyargılarımız devreye giriyor. Her ne kadar önyargısızmış gibi davransak da, çoğu zaman önyargılarımızdan bağımsız olarak insanların fikirlerine önem vermiyoruz; en azından gözlemlediğim bu. Bu durumda kendimizi, kalbimizi biraz yoklamak gerekir. Hepimiz bir başkasını anlamamız ve fikrine önem vermemiz gerektiğini söylerken, aslında o fikri söyleyene karşı hissettiğimiz her ne ise ona göre bir yargılama yapıyoruz.
Şimdi başka bir soru, fikri değerli kılan bir diğer şey de onun hizmet ettiği durum mudur? Yani kişilere mi yoksa topluma mı hizmet ettiği gerçekten önemli midir? Neye hizmet ettiğine göre mi önemli olmak zorundadır? Buradan hareketle şunu da düşündüm: Hepimizin aklına birçok fikir gelir ve çoğumuz, bir başkası tarafından duyulmaması için o fikri saklamayı tercih ederiz; çünkü fikrimizin çalınmasından çok korkarız. Sesli düşünelim, bu fikir sadece bize mi aittir? Aynı şey bir başkasının aklına da gelmiyor mudur? Burada kolektif bir büyümeden, bir gelişmişlikten söz edebilir miyiz? Bazen bir satır okuruz ve "Bu cümleyi ben de düşünmüştüm!" deriz. Demek ki benim gibi bir başkası da düşünebiliyor, o da akıl edebiliyor. Ama bunu ortaya koyan ilk kişi siz olmadığınız zaman, o fikir sadece o kişiden çıkmış ve sadece ona aitmiş gibi hissettiriyor; oysa belki de sadece ona ait değildi.
Meseleye biraz daha kişisel bir yerden bakmak istiyorum. Örneğin benim bir fikrim var ve bu, topluma hizmet edecek bir fikir; ancak ben bunu ortaya koyacak imkâna sahip değilim. Ben bu fikri bir yerde anlattım, sonra birileri bu fikri aldı ve gerçekten topluma hizmet eden bir işe dönüştürdü. Bu durumda sormam gereken şudur: Benim esas yapmak istediğim şey topluma hizmet etmek mi, yoksa o fikri ben buldum diye fikrin sadece bana hizmet etmesini istemek mi? Eğer bu fikri bir başkası gerçekleştirmiş olsa ve bu fikir topluma hizmet etse, yani senin isminin önüne geçse ne değişir? Sonuçta amacın iyi bir şeye sebep olmak, iyi bir yere hizmet etmek değil midir? O zaman "Fikrimi çaldılar!" dediğimde, gerçekten topluma hizmet aşkıyla mı bunu söylüyorum, yoksa "Ben buldum, bana ait!" demek için mi? İnsanoğlu her ne kadar kabul etmese de bilgiyi, düşünceyi, fikri ve tasarımı kendine ait olsun ister. Bizdeki bu aitlik kavramı, "benim olsun" tutkusu hepimizin doğasında var; belki de bütün kavgalar bu yüzden çıkıyor, kim bilir?
Felsefi atölyelerin amacı hiçbir zaman kesin bir sonuca ulaşmak değil, aslında düşüncenin devam etmesini sağlamaktır. Zaten felsefenin amacı da budur; sorgulamaktır, düşünmektir, yeni çıkan kavramlar üzerinde yeniden durmaktır. Bu bitmeyen bir yolculuktur. Fikirler üzerine düşünürken benim aklıma gelenler bunlar oldu ve bunları  kaleme almak istedim. Belki de birileri okuduğunda bunlar üzerine düşünür, onu genişletir ve derinleştirir. Rainer Maria Rilke’nin Genişleyen Halkalar şiirinde bahsettiği gibi, hepimiz genişleyen halkalar gibi fikirlerimizi büyütürken, aynı bir taşın suya atıldığı zaman dalga dalga yayılması gibi kolektif bir şekilde büyüyerek; fikirlerin soyut halinden, gelişme imkânı olan somut kısmına hizmet etmiş oluruz. Aslında parça parça okunduğunda cümleler karışık gibi gelse de, bütüncül düşünüldüğünde hepsi anlamlı hale geliyor; en azından benim için öyle. 
Kendi zihinsel sorularımı paylaştıktan sonra sizin de fikirlerinizi merak ediyorum. Sesli ve beraber düşünmek üzere keyifle kalın...

Türkan Beyaz 
28.03.2026

Yorumlar

Popüler Yayınlar