“Gitme Hakkı- Hakikat Gaspı”



Zaman zaman gündelik olayların ötesine geçip derinlemesine düşünmek gerekir; zira "normalize" ettiğimiz birçok pratik, fark etmeden bir başkasının mahremiyet sınırlarını ihlal ediyor olabilir. Sosyal medya ve yapay zekâ sistemlerinin sunduğu hız ve kolaylık sebebiyle, her birimiz işin etik boyutunu yeterince tartmadan "üreten" bireylere dönüştük. Bu üretim süreci o kadar kontrolsüz bir hal aldı ki, kendi yaratıcılığımızı ortaya koyarken bir başkasının özel alanına müdahale etme riskini göz ardı etmeye başladık.

Bu hafta, Türkiye’nin en kıymetli hafızalarından biri olan Sayın İlber Ortaylı’yı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadık. Kayıplar, bizleri kaçınılmaz bir sonlulukla yüzleştirirken; sevdiğimiz birinin fiziksel yokluğuyla baş başa kalmanın ağırlığını da beraberinde getiriyor. Ancak vefatının hemen ardından sosyal medyada yapay zekâ ile konuşturulan videolarını ve rızası dışında üretilen dijital görsellerini görünce, bu durum bende derin bir rahatsızlık uyandırdı. İşte bu gözlem, beni "hakikat gasbı" üzerine yeniden düşünmeye sevk etti.
Ölüm, insan olmanın en yalın ve mutlak hakikati. Hayat, giden kişi için bu gezegende sonlanırken, kalanlar da gidenin ardından tutulan yasla bu döngünün bir parçası olarak devam ediyor. Tam da bu noktada sormak gerekiyor: Bizler yapay zekâ sistemleri ile giden kişinin rızasına başvurmadan, onun sesini, suretini ve verilerini kullanarak içerik üretmeye devam edersek, o insanın varoluşsal hakikatini ihlal etmiş olmuyor muyuz?

İnsan, bu dünyada yegâne, tek ve biricik bir varlıktır. Sonludur. Bir insanın vefatından sonra varlığı; eserleri, ürettikleri ve dünyaya kattığı değerler üzerinden devam etmelidir. Oysa bugün, gidenin hiçbir zaman söylemediği sözler ya da bulunmadığı ortamlar üzerinden dijital kurgular inşa ediliyor. Niyetten bağımsız olarak sormalıyız: Bu ne kadar etik bir üretimdir?

Mesele, yapay zekâ ile yitirilen insanların ardından sanal bir gerçeklik oluşturup, hem gidenin insan olma hakikatine hem de geride kalanların yas tutma hakkına müdahale edilmesidir. Yas tutmak, sadece bir üzüntü değil; gideni onurlandırmak, onun yerinin dolmayacağını ve o boşluğun kutsal olduğunu kabul etmektir. Biz o boşluğu dijital "ikizlerle" doldurmaya kalkarsak, gidenin en temel hakkını, yani “gitme hakkını” gasp etmiş oluruz.

Sevdiğimiz insanların verilerini bir yapay zekâya yükleyip onlarla ölümden sonra da yazışabileceğimiz bir dünya inşa ediliyor. İlk başta teselli gibi görünen bu durum, aslında büyük bir yanılsamadır. Bilgi ve data ölümsüzleştirilebilir; ancak ruh ve onun bıraktığı o eşsiz boşluk sadece insana aittir.

Teknolojinin her şeyi mümkün kıldığı bu çağda kendimize şu soruyu sormalıyız: Neyi yapmamalıyız? Bir insanı dijital bir hapishanede, kodlar arasında konuşturmak gerçekten vefa mıdır; yoksa bizim gerçekle yüzleşmekten kaçma isteğimizin bencilce bir sonucu mu? Bu gerçeklikten kaçarak, insan olmanın derinliğinden uzaklaşıp daha yüzeysel bir yaşama evrilme tehlikesiyle karşı karşıya değil miyiz?

Unutmayalım ki; ölümün sessizliği de bir vedadır ve bu veda, gidenin aziz hatırasına duyulan saygının en onurlu parçasıdır.

Türkan Beyaz
18.03.2026

Yorumlar

Popüler Yayınlar