Toplumun Görünmez Parazitleri
Dünya Kadınlar Günü'nün çıkış noktasını uzun uzun anlatmayacağım. Lakin o günlerden bugünlere gelinen noktada olaya geniş bir açıdan bakalım istiyorum. Çünkü farkındalık için öncelikle görebilmek lazım. Göremediğini anlayamaz insan. Kafamızı çevirdiğimiz her şey zamanla daha da büyüyerek dibimize kadar gelir. Bizler o ağırlığın altında ezilmeyeceğimizi zannederken, belki de en acı şekilde bunu iliklerimize kadar hissedebiliriz.
Ülkemizde TÜİK, 2014 yılından sonra uzun bir süre kadına yönelik şiddet verilerini yayınlamayı durdurmuş; ancak son olarak "Türkiye Kadına Yönelik Şiddet Araştırması 2024" raporunu paylaşmıştır. Bu verilere göre Türkiye’de kadınların yaşam boyu cinsel şiddete maruz kalma oranı %5,4 olarak bildirilmiştir. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar kapsamında açılan dosya sayıları yıllık ortalama 40.000 ile 50.000 arasındadır. Bunların yaklaşık yarısı çocukların cinsel istismar suçlarını kapsamaktadır. Mağdurların yaklaşık %50'sinin gördüğü şiddeti hiçbir kuruma bildirmediği, yani gizlediği yine TÜİK 2024 raporunda belirtilen bir “karanlık sayı” gerçeğidir. 2025 yılında öldürülen kadınların en az 9’unun öldürüldüğü anda aktif bir “koruma kararı” bulunduğu tespit edilmiştir. 2026 Şubat ayında sivil toplum kuruluşu Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre bir ayda 23 kadın öldürülmüş, 29 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetmiştir.
Bu veriler bize gösteriyor ki sadece kadınların yer aldığı oluşumlar yeterli değil. Elbette birlikte hareket etmek, ses olmak, farkındalık geliştirmek önemli lakin toplum olarak her bir bireyin kadın-erkek olarak bu kötülüğün önüne geçmesi için topyekün hareket etmek zorundayız. Kadının giyiminden, gülüşünden, ayakkabısından bile "tahrik indirimi" verilen katillere karşı toplum içinde bu zihniyete hepimiz direnç göstermek zorundayız. Bir kadının fiziki gücü bir erkek karşısında yeterli olmadığında, sustuğunda, korktuğunda onu koruyacak olan nedir? En büyük yaptırımlar, erkek egemen kültür içinde kadına değer veren “adam” zihniyetindedir.
Simone de Beauvoir’ın “Kadın doğulmaz, kadın olunur” cümlesine “Erkek doğulur ama adam olunur” diyerek ekleme yapmak buradaki bakış açısını anlatmak için uygundur diye düşünüyorum.
Çünkü bir kadına el kaldırılmasını, şiddet gösterilmesini, rızası dışında bedensel bütünlüğüne zarar verilmesini, cinsel istismara uğramasını kabullenmeyecek ve tepki gösterecek birçok "adam gibi adam" olduğunu biliyoruz. Ancak mesele sadece kabullenmemek değil; bu karanlığı sessizce izlememektir. Bu adamlar sahaya inmedikçe, şiddeti uygulayanları kendi sosyal çevrelerinden dışlamadıkça ve kadınlarla omuz omuza o yürüyüşlerde görülmedikçe gerçek bir farkındalık oluşmayacaktır. Kadını değersiz gören zihniyetler, ancak kendi 'erkeklik' kaleleri içinden gelen bu sert tepkiyle yüz yüze kaldığında sarsılacaktır."
Geçenlerde sosyal medyada eski bir filmden kesite denk geldim. Sahne şöyleydi: Kadın evlilik dışı hamile kaldığı için işten kovulmak üzere toplantı odasına alınıyor. Kadın da kendisini bu nedenden ötürü kovamayacaklarını, çünkü döllenmiş bir zigotun biyolojik oluşumundan %50 erkek ve %50 kadının eşit şartlarda sorumlu olduğunu; bu durumdan erkek kovulmuyorsa kadınların da kovulma ve aşağılanma hakkının olmadığını net bir dille açıkladı. Haklıydı. Erkek egemen kültür, kadının giyimi üzerinden kendi namus algısını tesciller. Kendisi aynı cinsel deneyimi yaşar ama kadın namussuz, kendi namusludur. Kadın tabiri caizse “yollu”, kendisi “tahrik” edilmiştir. Kendi iradesini kullanamamış ve kullanamadığı irade için yine kadını suçlu ilan etmiştir. Çünkü kendi suçunu kabul etmesi demek, o sorumluluğu alması demek.
Her erkek böyle midir derseniz elbette değildir. Bunun yanlış olduğunu bilen erkeklerin kadınların hayatlarında kolaylıklar sağladığını, onlarla iş bölümü halinde daha ileriye gittiklerini, kadınların yaşamlarında "kadın" olarak değil "insan" olarak varlıklarının değerli olduğunu bilen ve ona göre tutumları olan erkekler de vardır. Bizler işte buna "adam" diyoruz. Bu adamların; kadınlarla omuz omuza ailesini, yaşamını, varoluşu kutsayan bir yapıda sağlıklı nesiller yetiştirmek, toplumu da ileriye götürmek gibi misyonları oluyor. Sayıları az değil ama nedense çok çok azı bunları ifade edebilir ve yaşanır kılıyor. Çünkü diğer türlü onlar da toplum içinde dışlamıyor. Eşine yardım eden “kılıbık” olmakla, eşinin çalışmasından gurur duyanlar için —hele de eşi ondan fazla kazanıyorsa— “erkeklik bu değil” gibi yargı kalıp cümlelerle aslında şiddeti "onurlu erkekler" üzerinden de devam ettiriyorlar. Bu şekilde kendisini geliştirmek zorunda kalmıyor, adam gibi davranan erkekleri aşağı çekiyor, kadınları bir nesne gibi görüyor ve her türlü tahakküm hakkını kendinde buluyor. Kendisi gelişmesin; kendisi sadece yiyen, içen, kadına çocuğa baskı kuran, dedikleri olmadığında onlara şiddet gösterebilen birer parazit şeklinde hayatlarına devam ediyorlar.
Evet, evet; tam bir parazitler... Bu parazitler yaşamaya, var olmaya, hayatlarında dışlanmak yerine yer edinmeye fırsat buldukça hem toplum olarak bizleri çürütüyor hem de başka yerlerde çoğalmak ve yok olmamak için direniyor. Nasıl ki bedenimizde parazitler olduğunda hastalanıyor, iyi hissedemiyor ve kendimize gelemiyorsak; toplumlar da bu parazitler olduğu sürece asla tam bir sağlıklı halde yaşayamaz.
İşte tam bu noktada artık "sessiz çoğunluk" olmaktan vazgeçmeliyiz. Gerçek bir farkındalık, sadece istatistiklere bakıp üzülmek değil; o istatistiklerin birer parçası olan bu parazit zihniyetleri hayatımızdan ayıklamaktır. Çevrenizde kadını aşağılayan veya şiddeti meşrulaştıran o karanlığa rastladığınızda sessiz kalarak onları beslemeyin. Bir kadını korumak sadece fiziksel bir müdahale değil, o çirkin zihniyeti toplumun dışına itecek bir duruş sergilemektir. Bu parazitlerin çoğalmasına izin vermeyenlerden olmak, bu topluma olan insanlık borcumuzdur.
Dünya Kadınlar Günü'nde emek veren, çalışan, varlığı ile hayatı onurlandıran tüm kadınlarımızın; hayatın anlamını oluşturmak için her daim kadının yanında duran adamların ve el ele vermekten, birlik olmanın gücüne inanan tüm insanların Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarım.
Yorumlar
Yorum Gönder