Yeni İcatlar Çıkarma


Yazmak eylemi, okudukça yeni ufuklar açan bir süreç. Her ne kadar yazarı bizler olsak da daha öncesinden okuduklarımız veya şu an okumakta olduklarımızla da kendini geliştiriyor. Her bir yazar ve düşünür, bir başkasının düşüncesi üzerinden yeniden düşünme eylemini gerçekleştirip üzerine katarak ilerlediğinde, bu durum hem okuyucuya hem de yazarın kendisine fayda sağlıyor.
Bu sabah sevgili Kerem Dündar’ın kitabını okurken, altını çizdiğim birkaç satır üzerine düşündüm. Genellikle kitapları okurken altını çizer, üzerine notlar alır ve düşünürüm. "Benim açımdan ne ifade ediyor, buraya şunları da eklesem mi?" diyerek kendi bakış açılarımı kattığım yazılar oluyor. Eskiden bunları ajandama not alır; kendime okuma defterleri, hatırlatıcılar yapardım. Şimdi ise bunları buraya not ederek sizlerin de belki üzerine düşüneceği bir ajanda haline getiriyorum. Günümüzde bunlar blog yazıları veya köşe yazıları olarak adlandırılsa da benim açımdan hâlâ kendi defterlerim gibi. Taşınmaların hengamesinde veya bazen kendi ellerimle geri dönüşüme ayırmamla o defterlerin çoğu kaybolup gitti. En azından artık dijital bir ortamda, dijitallik var olduğu sürece kayıtlı kalır diye umuyorum.
Lafı bayağı uzattım, asıl dikkatimi çeken yere geliyorum. Kitabın orta yerinden girmiş gibi olacağım ama olsun; belki merak eder okursunuz. Zira insan merak ettiği şeyi araştırır.
Şöyle diyor Kerem Dündar:
 “Aslında haklısınız da durup düşünmemekte... 'Davranmak' dışında ne yapılır, bunu unutuyoruz. İçinde bir boşlukla beklemek nasıldı, bunu hatırlamıyoruz. Kafamızın içinde sadece bir soruyla beynimizi meşgul etmeyi, 'hayatı ıskalamak' sayıyoruz. Davranmak, düşüncenin fiziksel hali kabul edildiği günden beri, düşünceyi tahtından etmiştir. Vasıfsız bir veliaht gibi beynimizin kaynaklarını etkin kullanmamıza engel olmuştur. Hayatı da kendimizi de acele bir şekilde çarçur ediyoruz. Düşüncenin elle tutulamayışını aşağılayarak davranmaya fazlaca kıymet veriyoruz. 'Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz...' diyerek icraatı her şeyin önüne koyuyoruz.”
 
Bu satırlar beni çok etkiledi. Çünkü hayatın içinde sürekli düşünen, çözüm üretmek için fikirler geliştiren, bunları çoğu kez kendine olmasa da başkasına ilham olarak sunan insanların; eyleme dönüştürülmemiş diye yaptığı işin görmezden gelindiği aşikâr. Kendi adıma felsefe ile uğraşan biri olarak “Bu kadar okuyorsun ne olacak?”, “Bunları yazınca insanların değişeceğini mi zannediyorsun?”, “Bu sana ne kadar kazanç sağlayabilir ki?” gibisinden motivasyon düşürücü yorumlara maruz kalıyorum. Belki kimseyi değiştirmeyecek ya da tek bir kişiye ilham olacak. Belki değiştiren kişi ben olmayacağım. Ama değişimin içinde var olan biri olacağım. Kim bilebilir ki bunu? Her birimiz bir başkasının vizöründen fotoğraf karesi yakalamak istersek,aynı kareyi yakalamamız mümkün mü? Başkalarının onayına bağlı davranışlarımız, bizi ileri götürmesi mümkün diye düşünür ve karar alırsak, bizi biz yapan kendimiz kavramı oluşmaz. Neticeye gelirsek, her birimiz belki de bu kadar düşünmediğimiz için bu haldeyiz.
Elbette şunu savunmuyorum: "Her zaman çok düşünelim ama eyleme geçmeyelim." Burada eleştirdiğim, tam da Kerem Dündar’ın bahsettiği gibi “düşünme” eyleminin aşağı görülmesi. Bilim insanlarında, filozoflarda, yazarlarda bu yönde bir inanç olsaydı ve yaptıkları işi bunca olumsuz motivasyona rağmen bırakıp vazgeçmiş olsalardı, bugün “gelişim” dediğimiz şey var olabilir miydi?
Düşünmek, fikirleri birbiriyle tartışarak ilerlemek yerine bizler birbirimizle tartışmayı tercih ediyoruz. Farklı düşünenin aklından fayda sağlamak yerine onu dışlamayı seçiyoruz. Kendimizi ilerletmek yerine bir başkasının da ilerlemesini engellemeyi, motivasyonunu düşürmeyi maharet zannediyoruz. Oysa bir toplumda ne kadar çok düşünen insan varsa, o kadar çok üreten ve değer katan zihin var demektir. Kıymet verildikçe, paylaştıkça beraber ilerleme gösterecekken değişime direnç göstermek nedense daha konformist bir seçenek gibi duruyor. Yapı itibarıyla rahatımızın bozulmasını sevmiyoruz. "Ağzımın tadı bozulmasın, yeni yeni icatlar çıkarmasınlar başımıza" diyoruz. O yeni icatlar çıktığında da merakımızdan koşa koşa sıraya giren kesimin, en çok eleştiri yapanlar olduğu gerçeği de ayrı bir ironi aslında. Arkasında bu kadar çok düşünen ve sadece "yapmak" amacıyla değil, bir şeyler üretmek amacıyla var olanlar olmasa acaba hangi noktada olurduk? Unutmayalım ki dünya, önce hayal kuran ve düşünenlerin zihninde değişti; eylemler, düşünceleri takip etti. Yeni icatlar çıkarmaya ve düşünme cesareti olanlara sevgilerimle…

Türkan Beyaz 
5 Mart 2026


Yorumlar

Popüler Yayınlar