AREFE



​Bazı günler takvimde sadece bir yapraktır ama bazı günler de her birimiz için bambaşka anlamlar taşır. Benim için Kurban Bayramı ve Arefe günleri, artık sadece dini bir vecibe ya da tatil telaşı değil; hayat ile ölümün, dünya uğraşı ile ilahi hakikatin birbirine en çok yaklaştığı eşiği hatırlatan bir zaman dilimi. Hayatın en canlı, en sıradan aktığı bir anın hemen arkasında ölümün beklediğini, bir bayram sabahı öğrendim. Aslında ölümün varlığına defalarca şahit olsam da, bunun kutlanan bir günün tam ortasında gerçekleşmesi sanırım garip bir hissettirdi. 
Hayat Devam Ediyordu…
​Hiç unutmuyorum, bir Arefe günüydü. Ben Kur'an okumayı tam bitirmiştim ki rahmetli babam eve geldi. Ona dönüp, "Hacılar vakfeye duruyor, hadi biz de bir hacı duası yapalım" dedim. Normalde babam pek katılmazdı böyle şeylere ama o gün katıldı, duamıza eşlik etti. Arefe’nin o manevi iklimi evimizin içindeydi.  
​Akşam geç vakit olduğunda, beraber oturmuş klima bakıyorduk; yazları sıcak oluyor malum. Babam bana dönüp, "Türkan, sen model marka anlarsın kızım" dediğinde ben de, "Sabah bakalım kaç bin BTU buraya yeter, hattı nereye çekeriz? Salonda olmasına gerek yok, koridordan her yer soğur" diye cevapladım. Çok da uykum gelmişti. O an, geleceğe dair planlar yapıyor, sıradan bir yaz sıcaklığı için çözümler üretiyorduk. Yani hayat, tüm canlılığıyla akıp gitmeye devam ediyordu.  
​Sonra bayram sabahı oldu. Babam kurban kesmeye gitti. Kurbanın başında kalp krizi geçirirken oğlum aradı: "Yetişin!" Hemen gittik. Onu sırtüstü çevirip ilk müdahaleyi yaptım ama maalesef o çoktan gitmişti. Kurban Bayramı sabahı kurbanını kesti ve biz onu aynı gün ikindi vakti ebediyete uğurladık.  
Ölüm: İnsana Kendi Hakikatini Hatırlatan Tek Gerçek
​Bunu buraya sizi üzmek ya da kasvetli bir hava yaratmak için yazmıyorum. Şunu net olarak anlayalım diye anlatıyorum: Hayat bir an, geriye bıraktığınız şeyler ise, sadece çevrenize hissettirdiklerinizden ibaret.  
​Herkes dünya denilen bu geçici yerde hiç ölmeyecek gibi yaşıyor. Sanki ölüm ne kendine ne de sevdiklerine hiç gelmeyecek gibi... Oysa Kur'an-ı Kerim bize  "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme... yarışından ibarettir..." (Hadîd Suresi, 20. Ayet)  der. 
​Ölüm, insana kendi hakikatini hatırlatan tek gerçek bence. İyi ki de var. Çünkü kendimizi hiç yok olmayacak varlıklar gibi görüp bencilce yaşadığımızı hesaba katarsak, bir de gerçekten ölümsüz olsaydık sanırım hiç sorgulama yapmazdık. Ne hakikati, ne kendi varlığımızı ne de bir başkasının yaşam hakkını gözetme ihtiyacı duyardık.  
​Arefe günü, hacıların Arafat’ta ölümü ve mahşeri bir provayla andığı o "vakfe", yani duruş günüdür.  Arefe günü duanızı ederken ömrün bir an olduğunu bilerek dua edin. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Arefe günü için tavsiye ettiği dua şudur:  
​"Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr." (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’na aittir...)
  
Teslimiyet Bir Vazgeçiş Değildir
​Çoğu insan ölümü, kaderi ve teslimiyeti yanlış anlıyor. Teslimiyet dediğimiz şey, köşene çekilip her şeye boyun eğmek, bir vazgeçiş hali değildir. Aksine; mücadele edecek gücü kendinde bulmak, her şartta haklının yanında saf tutup zalimin tam karşısında dimdik durabilmektir. "Öyle kaderimdir, çekerim" zihniyeti, esasında insanın bu dünyada kendine kurduğu en büyük tuzaktır. İlahi sistem pasif bir seyirci olmayı değil, kendi sorumluluğumuzu almamızı emreder.  Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:  
​"Biz her insanın kaderini (ve sorumluluğunu) kendi çabasına bağlı kıldık." (İsrâ Suresi, 13. Ayet)  
​Biz kendi seçtiklerimizle, irade gösterdiklerimizle anbeân kaderin yaratımına eşlik ederiz. Evet, biz kaderi tek başımıza sıfırdan var eden, yaratan kişi değiliz; ama kararlarımızla ve niyetlerimizle ona yön veren eşlikçileriz. Şems’in ifadesiyle: "Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolculuğa aittir." Bu yüzden hayatının kontrolünün sende olduğunu asla unutma. O sapaklardan hangisine sapacağımızı belirleyen, bizim kendi irademizdir.  
​Sonuçta herkes kendi eliyle, kendi seçimleriyle aslında hem bu dünyadaki hem de ahiretteki cennetini ve cehennemini var eder. Eğer biz hayatımızda ve sonrasında cenneti yaşamak istiyorsak, bunu sadece kendimiz için istememiz yetmez; başkaları için de o cenneti var edebilmemiz gerekir. İyilik yapmak, iyilikleri çoğaltmak, kul hakkına titizlikle dikkat etmek, başkalarının hakkını en az kendi hakkımız kadar cesurca savunmak ve nerede olursa olsun bir zulüm gördüğümüzde karşısında sessiz kalmamak... İşte insanı kaderin iyi bir eşlikçisi yapan ve dünyayı cennete çeviren irade budur. Yani seçimlerimiz. Herkesin hayat hikayesi ve koşulları farklıdır; lakin her koşulda seçtiği şey, onun kaderini inşa eder: Durduğu yer, büründüğü hal.  
Ölümün Kazandırdığı Nedir?
​"Babamın ani ölümü mesela bana ne kazandırdı?" derseniz; irade göstermenin, zamanın kontrolünü eline almanın ve hayatı ertelemeden hakkıyla inşa etmenin önemini. Netliği ve sınır çizmeyi kazandırdı. Artık kendim gibi hissetmediğim hiç kimseyle, sırf "ayıp olmasın" diye bir arada olmak zorunda hissetmiyorum. Bir yere gitmek istiyorsam gidiyorum, istemiyorsam birileri istiyor diye gitmiyorum.  
​Vakit öyle kısa, ömür öyle anlık ki... Kimsenin "olmamışlığına" vakit ayırmıyorum artık. Dedikoduyu zaten sevmezdim, o tarz ortamlarda bulunmayı artık tamamen kestim. Akraba, aile, arkadaş kim olursa olsun; ne ben kimseye duygusal bir yük olayım ne de başkası bana o gereksiz yükü hissettirsin. Yani önceliğim; kendim, çocuklarım, eşim, annem, kardeşlerim ve çok sevdiğim dostlarım. Bunun dışındaki şeylere zaten vakit bulmakta zorlanıyorum ve artık o kıymetli zamanı da herkese harcamıyorum.  
​"Bir de ayyy niye aramıyorsun" diyenleri aramayı da bıraktım. Merak ediyorsan, özlediysen ararsın. Bana sadece sitem etmek için arayanları geri aramıyorum. Çünkü  kimseye böyle davranmıyorum, artık kendime de böyle davranılmasına müsaade etmiyorum.  
​Yani dostlar, şunu bilin ki herkesin kendine göre sıkıntıları, dertleri olabilir. İnsan insanın yükünü almalı, yük olmamalı. Kendi hayatına ve çevresine bir hayrı, bir faydası yoksa, emin olun o insanlar sizin sadece enerjinizi aşağı çekerler. Hayat bir an, o da şu an!  
​Bu bayram sadece kurban kesmekten ibaret olmasın. Bu Arefe gününde kalbimizi ve hayatımızı, eşlikçisi olduğumuz kaderin en güzel yol ayrımlarına doğru uygulayabileceğimiz kararlarla revize edelim.  
​Bu bayram sadece kurban kesme; dedikoduyu kes, iyiliği artır.  
​İnsanlara merhem olamıyorsan, dert olmayı kes.  
​Başkalarını suçlamayı kes ve kendine net hedefler koy.  
​Başkalarının açıklarını kovalamayı kes; onun yerine kusurları örten sen ol.  
​Çocuklarınla bol bol konuş, eğlen; saçma sapan sosyal medyalarda vakit geçirmeyi kes.  
​Doğayla hemhal ol, dijital alanların boş muhabbetlerini kes.  
​Sadakani artır, cimriliği kes.  
​Yersiz alışverişleri kes, onun yerine sadeleş ya da o alışverişi ihtiyaç sahipleri için yap.  
​Zihnini doyur; kitapla, sanatla, kaliteli filmlerle, güzel müzik ve şiirlerle...  
​Kalbini doyur; şükürle ve dua ile.  
​Dediğim gibi; hayat bir an, o da şu an! Seçimlerimizle, duruşumuzla, zalimin karşısında dik durup mazlumun hakkını koruyarak yaşayacağımız hayırlı bir ömür dileğiyle... Şimdiden iyi bayramlar.  
Arefe Günü Yapabileceğin Öneri Listesi
​"Doğu da Allah'ındır batı da. Nereye dönerseniz Allah'ın zatı (rahmeti) oradadır. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." (Bakara Suresi, 115. Ayet)  

Günü Oruçla Karşılamak: Eğer hacda değilseniz, Arefe gününü oruçlu geçirmek geçmiş ve gelecek birer yıllık günahlara kefaret vesilesi olarak müjdesi verilen bir ibadettir. Lakin unutulmamalıdır ki kul hakkı varsa helalleşmek gerekir; yani bu oruç her günaha kefaret değildir. Zira Allah, kul hakkı konusunda birçok ayette bizleri açıkça uyarır.
Teşrik Tekbirlerini Unutmamak: Arefe günü sabah namazından başlayarak, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar (toplam 23 vakit) her farz namazın ardından söylenir:

"Allāhü ekber Allāhü ekber lâ ilâhe illallāhü vallāhü ekber Allāhü ekber ve lillâhi'l-hamd"

İhlas Suresi Okumak: İslam geleneğinde Arefe günü bin adet İhlas Suresi okumanın çok faziletli olduğu kabul edilir. Gün içine yayarak, sakin bir zihinle bu zikri tamamlayabilirsiniz. 
 
Geniş Zamanlı Dualar : Arefe, duaların kabul olduğu en özel andır. Sadece kendiniz için değil; aileniz, sevdikleriniz, tüm insanlık ve evrendeki barış için kapsamlı dua listeleri hazırlayabilirsiniz.  
​İç Muhasebe: "Arefe" kelimesinin kökeni marifet, yani bilmek ve tanımaktır. Bu günü, "Kendini bilen Rabbini bilir" sözünden yola çıkarak içsel bir muhasebeye ayırabilirsiniz. Son bir yılın hayat hikayesini, aldığınız kararları ve ruhsal yolculuğunuzu gözden geçirmek için sessiz bir okuma/yazma saati yaratabilirsiniz. Hem kendinizi hem de hayatınızı gözden geçirmek, insanın kendi kendisine rehberlik etmesidir. Kişisel gelişim süreçlerinde ve günlük yazma rutinlerinde de buna benzer çalışmalar ruhsal ve manevi olarak sıklıkla yaptırılır; çünkü bu pratikler insanın kendine daha objektif bir gözle bakmasını ve daha sağlıklı kararlar almasını sağlar.  
Ziyaretlerin ve Bağların Güçlendirilmesi: Kabir ziyaretleri yapmak, vefat eden yakınları anmak ve hayatta olan aile büyüklerini arayarak gönül almak... Bağları tazelemek ruhsal bir ferahlık sağlar. Elbette kalbinizin ısınmadığı, manevi olarak sizi huzursuz edebilecek ortamlar ve insanlar olabilir. Gittiğiniz kişilerle kalbinizi üzecek veya sizi günaha sokacak durumlar oluşacaksa, yüz yüze gelmek yerine onlara gıyabında dua etmeyi de seçebilirsiniz.  

​Bunlar illa yapın diye dikte ettiğim şeyler değil; ben kendi bloğumda, kendi yolculuğumu paylaşıyorum ara ara. Neticede sadece dini konuları değil; hayatı ve hayatın içinde var olmayı paylaşıyorum. Hepimiz tek bir alandan oluşmuyoruz ki! Yeri geliyor bilimsel okumalar, yeri geliyor tarihsel, edebi, felsefi, sanatsal veya bambaşka konular... Aslında sayfam hayatın kendisi gibi; her birinden izler taşıyan bir alan.  
​Bugün de Arefe vesilesiyle bunları yazmak istedim. Belki birinin kalbine dokunur, ilham olur ve kendi hayatına, sevdiklerine bambaşka bir yerden sarılır diye... Hayatın anlamını, bir de benim satırlarımdan başka türlü görebilir diye. Hep dediğim gibi, bu dünyadan gelip geçiyoruz. Geriye bizden kalacak tek şey, bir başkasının yüreğinde bıraktığımız izler…  
​Sevgilerimle.
İyi bayramlar…

Yorumlar

Popüler Yayınlar