Lâl
Dış dünyaya karşı saatler, günler, hatta aylarca susabilirim. Lâl olmuş zanneder görenler. Halbuki zihnim öyle değildir; sürekli cümleler akar gider. Hikayeler yazarım, kaleme almadığımda unuttuğum... Caddelerinde gezerim gitmediğim ülkelerin. Belki bir mucizeye tanıklık ederim ya da öylesine geçer giderim insanların yanından. Köşe başında kahve içerim. Sandalyeleri kadife kaplı, pencerelerinde rustik perdeler sallanan kafenin içinde otururken, akşamüzeri koşuşturan kalabalıkları izlerim. Her birinden bir karakter var ederim. Her birini sürerken seslerini dinlerim caddenin.
Şu an dışarıdaki limoni melisa ağacını izliyorum. Ne hoş bir kokusu var! İncecik yaprağını eline alıp hafifçe sürttüğünde yaydığı kokuyu hangi kelime ile tarif edebilirim ki? Bir koku insanı böylesine nasıl rahatlatabilir ki? Beynimizin koku merkezinin bilimsel yanını anlatmayacağım elbette lakin bir koku gerçekten nasıl anlatılır? Ya akşamüzeri ötüşen kuşların hissettirdiği o his?
Düşünsenize, duymayan birine bu seslerin verdiği o hissi nasıl anlatabilirsin? Doğuştan sağır olduğunuzu hayal edin. O sesin ne hissettirdiği ile ilgili hiçbir deneyiminiz yok. Bundan mahrum kaldığı için duymayan biri adına, içimizde o "anlatamamak" hissi... Bunu düşünün bir de. Belki de o hiç bununla tanışmadığı, mahrum hissetmediği için üzüntü duymuyor ama biz onunla bir kez bile karşılaşmış biri olarak ne çok isterdik duymasını, öyle değil mi?
Bu noktada, zihnimde beliren paradoksu paylaşmak isterim: Hayatın içinde bazen insanların nasıl anlamadığına, nasıl görmediğine şaşırıyoruz; oysa onlar işte tam da farkında olmadıkları için galiba mutlular. Birçok şeyin farkında olmak bazen çok şeyi değiştirir gibi geliyor ama galiba yanına sıkıntı, stres de ekliyor. Çünkü bildiğini herkes bilsin, gördüğünü herkes görsün istiyorsun. Ama bilmediğini bilmeyen bir insan bilme ihtiyacını hissetmez ve biz o zaman onun bilmesini istediğimiz için karşıdan biraz akıl yoksunu gibi anlaşılıyoruz çok kez, değil mi?
Ne garip dünya... İnsanların görmediğini görmek ve görmesini istemek, "Bak bu böyle," demek ve seni anlamayanlarla çevrili olmak... İşin tuhaf yanı, bir süre sonra yorulunca işte susuyorsun. Şimdiki gibi. Sadece yazmak iyi geliyor. Cümlelerini okuyup anlayanlarla; zihinlerinde görmeyi isteyenlerle, bilmeyi isteyenlerle cümlelerde buluşuyorsun. Çünkü sustuklarını duymak isteyenler okuyor belki de. Belki de yazmak bu nedenle iyi hissettiriyor. Zihnindeki çok şeyi, dış dünyaya sustuklarını, iç dünyanı satırlara aktardıklarınla buluşturmak gibi...
Dedim ya, günlerce susabilirim dış dünyaya. Lakin zihnim yazıyor her bir cümleyi anbean. Ama işte, herkes duymaya layık değil. Olanlar duymak için buradalar...
Türkan Beyaz
30.05.2026
Yorumlar
Yorum Gönder