Affluenza Üzerine



Affluenza Üzerine


Felsefenin bana öğrettiği en önemli şeylerden biri kavramlar ve tanımları. Bir şeyi doğru adlandırabilirsen, ona doğru yaklaşabilirsin de. Teşhissiz tedavi olmaz; kavramlaştırmadan çözüm üretemezsiniz. Bu yüzden yeni bir kavramla karşılaştığımda üzerine düşünmeyi ve araştırmayı çok severim.


Katıldığım bir eğitim programı var. Bu eğitim programı Kalbim Kadın Liderliği projesi. Bu proje kapsamında daha önce hiç duymadığım bir kavramla karşılaştım. Affluenza. Felsefeciyim, okuyorum, araştırıyorum — ama nedense bu kavram daha önce karşıma çıkmamıştı. Bunu benimle buluşturduğu için Kalbim Kadın Liderliği projesinin kurucusu Hülya Mutlu’ya teşekkür etmek istiyorum buradan. Neticede farklı kavramlar farklı bakış açıları demektir ve bizlerin zihnini genişletir. Tabii ki üzerine araştırdım, düşündüm, kendi gözlemlerim ve birikimlerimle daha da derinleştirdim. Düşüncelerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum.


Affluenza nedir?

İngilizce affluence (zenginlik) ile influenza (grip) kelimelerinin birleşiminden türetilmiş bir kavram. Kapitalist sistemin içimize işlediği  doyumsuzluk sarmalını anlatıyor: daha fazlasına sahip olma, durmaksızın tüketme, statü edinme arzusu — ve bunların ardında gelen kronik tatminsizlik, anlam yoksunluğu, yabancılaşma.

Kavram ilk ortaya çıktığında zenginlerin hastalığı olarak konumlandırılmıştı. Burjuvazinin şımarıklığı, bolluktan doğan mutsuzluk. Buradan hareketle kavramın üzerine düşündüğümde aslında sadece zenginlerin hastalığı olarak kalmadığını gözlemlemekteyim. Bence Affluenza sınıf atlamış durumda.

Arzunun demokratikleşmesi

Eskiden zenginlerin hayatı yüksek duvarların arkasındaydı. Ortalama bir insan  o hayatı görmüyordu, karşılaştırma yapamıyordu. Sosyal medya ise o duvarları yıktı; herkesin vitrinini herkesin avucuna koydu.

Pandemiyle birlikte bu maruziyet katlandı. Evlere kapandık, ekranlara teslim olduk. İnsanlar, daha önce varlığından haberdar olduğu ama görmediği hayatları artık her gün, her saat izlemeye başladı. “Benim de böyle bir hayatım olmalı. Ben de buraya gitmeliyim. Ben de böyle görünmeliyim.”

Aslında burada fark edilmeyen ve kırılma noktası olarak düşündüğüm şey: Ekranda gösterilen ile gerçekte yaşanan arasındaki mesafeyi ayırt edemeyen zihinler için bunun, muazzam bir tatminsizlik kaynağına dönüşüyor olması. İnsanlığın erdemli, anlamlı bir hayat yaşama arzusu törpülendi; yerini hızlı, görünür, anlık hazlar aldı. İdealizm çekildi, onun yerine hedonizm doldu. Bu doyumsuzluk, nesnelerle sınırlı kalmadı. İnsan ilişkilerine de sızdı. Tıpkı bir tıkla sipariş edilen, ertesi gün unutulan bir ürün gibi, ilişkiler de kullan-at moduna geçti. Karşısındaki insanın derinliğine bakmak yerine onu tüketip geçme alışkanlığı türedi.

Zihinsel Obezite

Ben bu durumu başka bir yazımda Zihinsel Obezite kavramıyla ifade etmiştim. Şimdi bu ikisinin aslında iç içe geçtiğini görüyorum.

Belki yediklerimizden, içtiklerimizden fiziksel olarak obez değiliz. Ama sabah gözlerimizi açtığımız andan kapattığımız ana kadar maruz kaldığımız içerik yüklemesi, imaj bombardımanı, bilgi kirliliği zihnimizi obezleştirdi. Sindiremediğimiz her içerik birikti. Zihin ağırlaştı, derin düşünemez oldu.

Affluenza’yı besleyen en büyük yakıt da bu: sindirilmemiş imgelerle şişirilmiş, ama gerçekten doyurulmamış bir zihin. Buna bir de ruhsal olgunlaşmayı eklemek gerekiyor. Belki de asıl sorun, varlığımızın anlamıyla barışmayı aramak yerine, bizi oyalayan şeylerle vakit geçirmeye alıştık. Bu alışkanlık, hem Affluenza’nın hem de Zihinsel Obezitenin en verimli toprağı haline geldi. Yaptığım şey bir nevi teşhis koymak. Affluenza ve Zihinsel Obezite, farkında olmadan içimize kadar, yakınımıza kadar geldi, pandemi gibi.

Çözümün ise öyle basit olduğunu düşünmüyorum. Ama imkânsız olduğunu da düşünmüyorum. Belki başlangıç, tam da burada — bir kavramı fark etmekte, ona bakmakta, üzerine düşünmekte. Kavramları netleştirdiğimizde, üzerine düşündüğümüzde — ve bu konuda düşünen, üreten, çözüm geliştiren bireylerle buluştuğumuzda — yolun bir şekilde aydınlanacağına inanıyorum.

Türkan Beyaz

Haziran,2026


Yorumlar