Güldüren Adam Neden Tehlikelidir?


İzlediğim bir gösterinin yorumu dikkatimi çekti. Gösteri Deniz Göktaş’ın Ölü Deniz isimli gösterisi bu arada. Birisi şunu yazmış: “2005 Türkiye’sinden 2026 komedisi izliyorum gibi hissettim.”  

Durdum. Uzun süre düşündüm. Düşünen de sadece ben değildim bence. Bir sürü insan binlerce yorum yazdığına ve izlediğine göre, yalnız değilim diye düşünüyorum bu konuda.
Bu yorum öylesine nostaljik bir şey değildi aslında. Bir kıyaslamaydı. Hepimizin içindeki o soruyu yazıyorum : Ne zaman kaybettik bunu?

Güldürme sanatı aslına bakarsanız tarihin birçok döneminde, her zaman tehlikeli bulunmuştur. Bu yeni değil. Bursa’da bir cami inşaatında çalışan iki adam. Hepimizin bildiğini düşündüğüm iki isim — biri Karagöz, biri Hacivat. Güldürücü, keskin dilli ve kendilerine has fikirleri ile öylesine özgür konuşurlarmış ki işçiler işi bırakıp onları dinlermiş. İnşaat durmuş. Neticede de bu iki adam idam edilmiş. Gerçekten inşaatta işçilerin işleri bırakıp onları dinlemesi miydi asıl problem yoksa bu fikirlerden rahatsız olan insanlar mı vardı, bilmiyoruz. Hatta bununla ilgili 2006 yalında başrollerini Beyazıt Öztürk ve Haluk Bilginer’in paylaştığı “Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?” Filmini izlemediyseniz, izlemenizi öneririm. Peki sonuçta ne oldu? Onlar idam edildi ama fikirleri yaşadı. 

Bugün Karagöz ve Hacivat UNESCO’nun kültürel miras listesinde. Onları öldürenler ise tarih sahnesinde yalnızca birer dipnot halinde. Hangimiz kendilerinden haberdar ya da haberdar olsak sanırım güzellikle yad etmeyiz. Zira güldüren insanlara düşman olan bir zihniyet, kimse tarafından sevilesi değildir. Unutmayın ki baskı geçicidir. Hiciv kalıcıdır.

Yine aklımda bilindik bir isim daha var. Aziz Nesin. Defalarca yargılandı, hapse girdi, kitapları yasaklandı. Bugün ise Türk edebiyatının en çok okunan isimlerinden biri. Çünkü o da aynı şeyi yapıyordu: insanların hataları karşısında kendilerine ayna tutuyordu. Öfkelenmeden. Bağırmadan. Sadece gösteriyordu.

Bir insan zeki ise dikkat edin, hakaret etmez. Öfkelenmez. Parmak sallamaz. Sadece aynayı karşıya çevirir. Aynada görünen şey ise yani o yansıma, eğer birini rahatsız ediyorsa, sorun aynada değildir. Sorun yansıyandadır.

Bazıları aynayı kırmayı tercih eder. Çünkü ayna kırılırsa yansıma da yok olur. Görmek istemediği şeyle yani aslında kendi ile yüzleşmek zorunda hissetmez. Aynaya bir taş atar. Kırar. Fakat o taşı attıkça kırdığı her bir parçadan, daha çok görüntü dağılır. Görmek istemedikçe, eninde sonunda, kendi özüyle yüzleşmek zorunda kalır. 

Eski Türkiye televizyonlarında, bugün belki inanamayacağınız türden bir şey vardı. Ana akım kanallarda, siyasi tiplemelerin açıkça yapıldığı, güldürünün bir ayna gibi topluma tutulduğu gösteriler. Kimse erişim engeli ile uyanmıyordu sabah. O programlardan biri “Olacak O Kadar “ isimli programdı. Siyasi tiplemelerin ve olayların sansürlenmeden yayınlandığı yıllar. Güldürü kamusal bir nefes gibiydi. Hatta siyasetçilerin karikatürleri birçok dergide yayınlanır, kendileri bile gülerdi. 

Günümüzde bir stand up sanatçısı çıktı ve Harbiye’de çıktığı sahne gösterisini ücretsiz yayın platformuna yükledi. Hepimiz izlerken güldük, düşündük , evimizin içinde ayakta alkışlayanlar bile oldu. Nereden mi biliyorum ? Biraz yorumları okuyun gerçekten çok fazla buna hasret insan olduğunu göreceksiniz. Fakat bunun aksi paylaşımlara da rastladım. Ücretsiz olduğunu duyunca “arkasında kim var?” Diye soran yorumlar da az değil. Gerçi bu konuda bu soruyu sormak için şöyle bir motivasyon olabilir mi, hepimiz o kadar çok kandırıldık ki gerçek ve samimi olarak yapılan her şey için : “Ben böyle bir şeyin karşılıksız var olacabileceğine inanmıyorum. “ düşüncesi… Kimbilir…

Oysa ki bakarsak bu gösterinin yaptığı şey ayna tutmak. Aynaya bakanların gördüğü şey ise, kendi içlerinde ne varsa, o. 

İnsanlar gülmeye hasrettir. Her dönemde. Her coğrafyada. Düşünün, Karagöz’ü öldürdüler ama gölgesi hâlâ oynuyor.

Sormak gerekiyor: Aynadan neden bu kadar korkulur? Belki şu yüzden — ayna yalan söylemez. İnsan için, kendisiyle yüzleşmek, kendini törpülemek, sevmediği yanlarını kabullenmek, taş atmaktan çok daha cesaret ister. 

Güldüren adam tehlikelidir. Çünkü güldürürken düşündürür. Düşündürürken fark ettirir. Ve fark ettirmek en büyük eylemdir. Fark eden, düşünen, üreten toplumlar kusursuz değildir ama kusurlarıyla yüzleşebildikleri için dönüşürler.” Dönüşmek her zaman sancılıdır ama güldürürken bence çok keyifli . Teşekkürler Deniz Göktaş .

Türkan Beyaz 
Haziran ,2026

Yorumlar

  1. "Güldüren adam tehlikelidir..."
    Belki de çünkü insanlara sadece kahkaha değil, ayna da tutar. 😊

    Mizah bazen bilişsel esnekliğin en zarif halidir; insanın hayatta kalma, yeniden anlam verme ve kendine dışarıdan bakabilme becerisi...
    Yazıyı okurken aklımda en çok bu kaldı. Çok güzel olmuş, emeğine sağlık. ✨💐

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ediyorum fikirlerini benimle paylaştığın için. Bu kadar sert ve kırılgan ayrımların olduğu bir dönemde, böylesi sahneler, umut oluyor. İhtiyacımız olan taze zihinler

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar