OTROVERT

Yeni bir kavram ortaya atıldığında, peşi sıra her zaman iki taraf doğar: onu hemen sahiplenenler ve ona temkinli yaklaşanlar. "Otrovert" kelimesiyle de önce bu şekilde tanıştım – yani ortasından, sosyal medyanın hızlı ve eksik diliyle. Orada anlatılan, kavramın aslına pek de sadık olmayan, yüzeysel bir versiyonuydu. Asıl tanımın ne ve onu ortaya atan ismin kim olduğuna eğildiğimde fark ettim ki, mesele sosyal medyanın sıkça yaptığı gibi bir terimi içini boşaltarak dolaşıma sokmaktan ibaret değildi. Altında gözlem ve klinik deneyim vardı.

Kavramı çevreleyen eleştirilere de baktım, karşı görüşlere  şöyle bir göz attım. Zihnimde kalan izlenim şu: bu satırlarda tarif edilen kişilik örüntüsünün bir kısmı, aslında çoğumuzun içinde, fark edilmeden duruyor. Bireysel çalışmayı seven, derin bağları çoğunlukla tercih eden biri olarak,  grup içindeyken bazen kendimi dışarıda kalmış gibi hissettiğim, ortamdaki ortak duyguyu paylaşamadığım, sessizce kenarda durduğum anları – eskiden fark etmesem de – şimdi fark ediyorum. O da biraz yaşımın ve okuduğum kitapların, aldığım eğitimlerin neticesi. Hatta bence "otrovert" yeni icat edilmiş bir kategori değil; hepimizin bir parçasını taşıdığı ama tam olarak adlandıramadığımız bir eğilime, geç kalmış bir isim.

Gelin, önce bu ismin sahibine, sonra da tanımın kendisine yakından bakalım.

Kavramı ortaya atan kişi

Otrovert kavramının sahibi, New York merkezli psikiyatrist Dr. Rami Kaminski. New York'ta çalışan, kırk yılı aşkın deneyimi olan bir hekim. 11 Eylül saldırısı sonrası ruh sağlığı müdahalesinde görev almış, uzun yıllar devlet kurumlarında çalışmış biri. 2023'te otroverlerin dünyayı nasıl gördüğünü araştırmak ve bu konuda farkındalık yaratmak amacıyla Otherness Institute'u kurmuş ve "Otherness Scale" adını verdiği, otroversiyon özelliklerini ölçmeyi hedefleyen bir yöntem geliştirmiş. Kavramı kamuoyuna 2025'te yayımladığı The Gift of Not Belonging: How Outsiders Thrive in a World of Joiners kitabıyla tanıtmış.

Kitaptaki tanımına göre kavram

Kaminski'nin tanımına göre otrovert, içe dönük-dışa dönük ekseninde değil, tamamen farklı bir eksende konumlanıyor: gruba ait olma ya da olmama ekseni. Otroverler doğuştan "katılımcı" değildir; içe dönüklerin aksine utangaç veya sessiz değildirler ve birebir sosyalleşmekten çabucak yorulmazlar. Ama büyük gruplarda kendilerini rahatsız, yabancılaşmış ve yalnız hissederler. Dışlanmış veya marjinalize edilmiş kişilerden farklı olarak otroverler kabul görür ve genellikle oldukça popülerdirler; yine de hiçbir zaman gerçekten ait olduklarını hissetmezler.

Kaminski'nin kendi hayatından verdiği örnek, tanıma açıklık getiriyor: izci üniforması giyip yemin tekrarlarken diğer çocuklar gözle görülür şekilde duygulanmışken kendisinin "hiçbir şey hissetmediğini" yazmış; bunu sonradan kayıtsızlık değil, duygusal bir kopukluk anı olarak yorumlamış. Kaminski bu özelliği tarihteki bazı isimlerde de görüyor: Frida Kahlo, Franz Kafka, Albert Einstein ve George Orwell'in bu önerilen kişiliğin örnekleri olabileceğini öne sürüyor. Ona göre bu bir patoloji değil, tam aksine bir armağan. Belirli bir gruba aidiyetiniz olmadığında özsaygınız o grubun onayına bağlı olmaz; grubun kurallarına uymak zorunda kalmadan bireysel ilişkilerde derin bağ kurabilirsiniz ve kendiniz için düşünmekten başka bir yol bilmezsiniz.

Eleştiriler

Kavramın zayıf noktası, bilimsel temelinin henüz oturmamış olması. Cleveland Clinic'ten bir uzman : otroversiyon içe dönüklük, dışa dönüklük veya ambivertlik gibi tanınmış bir kişilik tipi değil; yeni bir kavram ve henüz çok araştırmayla desteklenmiyor, daha çok insanların kendilerinde gördükleri ve bağ kurdukları bir fikir. TIME dergisine konuşan Minnesota Üniversitesi'nden kişilik psikolojisi uzmanı Colin DeYoung daha doğrudan: "kişilik tipleri" diye bir şeyin ampirik olarak var olmadığının artık gayet açık olduğunu söylüyor; insanları net kategorilere ayıran bir şey yok, olan şey insanların sürekli üzerinde konumlandığı boyutlar (dışa dönüklük, uyumluluk, vicdanlılık, açıklık, nevrotiklik gibi Büyük Beşli özellikler).


Bununla birlikte eleştirmenler "bu insanlar gerçekten var mı" sorusuna olumlu yanıt veriyor; sorgulanan şey kavramın yepyeni, ayrı bir kategori olup olmadığı. DeYoung'a göre bu insanların var olduğu kesin, ama kedi-köpek farkı gibi gerçekten ayrı bir tür olup olmadıkları büyük olasılıkla hayır.

Burada belki en önemli nokta şu: kavram bilimsel olarak tam oturmamış olsa da, insanların kendi deneyimlerini anlamlandırmak için bir dile ihtiyacı var. Yine burada kendi düşüncemi ifade edersem, otrovert tam olarak bunu sunuyor.

Ben de çoğu zaman enerjimi ve kendimi toparlamak için yalnız kalma ihtiyacı duyarım ve yalnızlığımla aslında mutluyum. İnsanlarla derin bağlar kurmayı sevdiğim kadar, onların onayına da çok fazla ihtiyaç duyduğumu düşünmüyorum. Bu, fikirlerini önemsemediğim anlamına gelmiyor. Zaten fikrini almak istediğimde soruyorum; ama o fikir benim kararımı değiştirmiyor. Mesela bir elbiseyi beğenip aldığımda, çevremden "bu sana yakışmadı" diyenler olsa da bundan çok etkilenmem; çünkü kendimi iyi hissettiğim düşüncesine odaklanırım, bir başkasının onayına değil. Yani dış onay bağımlılığından ziyade içsel motivasyonum ve kendi fikirlerim bu noktada karar verirken daha etkili diye düşünüyorum. Yoksa belirttiğim gibi başkalarının fikirlerini dikkate almamak durumu değil.

Buraya kadar anlattıklarımdan yola çıkarsak, Kaminski'nin tanımı bana  tanıdık geliyor.  Eleştirilerin gösterdiği gibi belki "yepyeni bir tür" değil, ama içimizde çoğumuzun bir parçasını taşıdığı bir eğilim.


Türkan Beyaz

Temmuz, 2026



Yorumlar

Popüler Yayınlar