Sanrı

Ne zamandır aklımda yoktu. Kalemlerimi kaldırdım, kitaplarımı da.

Bir kaldırım kenarında, kaldırımın en kenarında tek ayak yürümek için çabalayan, annesinin arkasından "Düşersin!" diye arada sesinin yükseldiği bir hikâyeydi bu. Ara ara cesaretlendirmek için susulan ama sonra kalbi yerinden oynayacak kadar korkan, düşer de dizleri kanarsa diye endişe edilen… Her bir duyguyu nasıl anlatır ki insan? Berrak bir su gibi değil ki kelimeler. Resmetmek bir bakıma. Tuvalin yok ve sen okurun zihninde bir koridor açıp kendi dünyandaki resimle tanıştırmak için uğraşıyorsun. Yazıyorsun.

Satırların arasında kaybolmuşken, hangi rengi seçeceğini bilmeyen bir ressam gibi kelimeler geziyor düşüncelerinin arasında. Bak mesela, nasıl başladı, nasıl devam etti değil mi? Ne anlatacağını da unuttun. "Ben" ile başlayan cümleleri şimdi ben "sen" diliyle yazıyorum. Haliyle bir editör okusa burada tutarsızlık görüp durdurur; "Burayı değiştir, ben ve sen dili karışmış," der. Desin, ne fark eder? Bunlar senin zihnin değil mi?

En son kaldırımda, annenin çocuğunun yürürken düşüp de canının acıması kısmında kalmıştın. Devam etmek ister misin? Bence istersin. Zaten istemesen de ben senin için yazacağım. Ha sen, ha ben… Ne fark eder? Okuyucu, hangi dilde yazarsak yazalım, doğru ifade ettiğimizde anlamayacak mı? Sen de küçümseme yani şimdi, o kadar da değil. Neticede bugüne kadar seni okuyanlar diline hâkim. Gerçi hâkim olmasalar da hiç mi kitap okumadılar?

Bak yine dağıldık, gördün mü? Kimin hikâyesini anlatacaktın? O durgun zamanlarını, değil mi? Kendi kendine kaldığın, sustuğun, içine döndüğün… Kimse duysun istemediğin ama bazen de biri gelip çıkarsa fena olmaz dediğin geceler. En çok geceler sıkıntı. Tam dalacaksın uykuya, böyle aniden, tek bir an gözlerinin önüne geliverince binlerce anı saldırıyor dört bir yandan. Uyu uyuyabilirsen, ne mümkün! Halbuki ne güzel, uyuyunca geçiyordu her şey. Gözlerimi kapatıp gecenin içine bırakmak her şeyi… Ne büyük özgürlük hissi, değil mi?

Son dönemde özgürlük de tartışılır oldu. Aslında uzun zamandır var bu tartışma. Özellikle "Bu hayatı istemedim," diyenler; "Dünyaya fırlatıldık," diyen felsefi argümanları ana sayfalarında büyük büyük harflerle yazanlar; "Kaderimdir, çekerim," diyenler; "Seçimlerin kaderine etki eder," diyenler… Bir yanda kültürün kaderi inşa ettiğini iddia edenler… Tamam, hepiniz haklısınız. Akşama kadar tartışın da… Eee, sonuç? Sonuç ne biliyor musun? İşte tam da şu an hissettiğin şey: Var olmak. Varsın. Kader de desen, dünyaya fırlatılsan da öylesine gelsen de seçsen de seçmesen de varsın.

Elindeki bu hayatla, hissettiğin her şey çok insani değil mi? Düştüğünde, dizlerin kanadığında annenin "Ben sana söylemiştim," cümlesinin dizinin yarasından daha fazla acıtmış olması... Ne vardı yani haksız olsa? Haksız olmanın ezikliği de yüklendi şimdiden. Bir de ileride travma tedavisinde küçüklüğüne inince annene "bişey ebeveyn " tanısı konur, özgürleşirsin. Bence boş ver. Öylesine bir hikâye anlatacaktın.

Gördün mü bak, yine olmadı. Neden biliyor musun? Çünkü yalnız değilsin. Sen, ben, biz… Kaç kişiyiz, haberin var mı? Yalnız olsan, yazardın.  Hatırlamadığın en önemli şey, her yazarın, zihninde yaşayan, başka zihinlerin olduğu. Hadi aksini ispat et. Metafiziksel bir durum değil mi bu? Zaten birçoğu da reddediyor. Ama en güzeli psikologlar; ağır psikolojik tanılar koyunca bir rahatlamaları var, anlatamam. Yanılıyorlar. Bunca zihin bir arada olmasa, bu sanrılar olmasa ne  kitaplar yazılır,  ne resimler çizilir, ne tasarımlar yapılır mıydı? Sadece gizliyorlar. İçindeki sesleri gizleyenler "normal" kabul ediliyor. Üstelik " normalin sınırlarını " çizenler, o  normallerin eserlerini almak için sıraya giriyor, imza törenlerinde fotoğraf çektirmek için can atıyorlar.

Ya zihnimiz!  Senle benim. Söylersek, kaç tane ilaca mahkûm, koridorlarda teşhis için bekleyen beyaz önlüklülerle gezeriz, hayal edebiliyor musun?  Neyse ki sır. Bak, söylemedim. Kimse bilmiyor. Okurlar mı? Onlar da sır tutar. Neticede diğer türlüsü olursa, yazılardan mahrum kalacaklarını biliyorlar. Hem, sırlarını paylaşan kaç kişi  kaldı ki ?

E sen yazsana diyeceğim ama ben de yoruldum. Her okurun az çok böylesi bir kaldırım kenarında, süper güçleri varmış edasıyla yürüdüğü bir anısı vardır. Yoksa bile duymuştur. Belki anılarına gidip gülümsemiştir, ne dersin? Sen yazmasan da ben yazarım. Hatırlatırım… Bak, bu gece her şeyi anlattık. Uyuyabiliriz bence. Gözlerini kapatınca söz ver, gelmesin aklına uyku kaçıranlar. Beni de yoruyorsun uyumayınca.  İyi geceler.


Türkan Beyaz 

Ağustos,2026 

Yalova 


Yorumlar

Popüler Yayınlar