Da Vinci ve Varoluşsal Akış Üzerine
Leonardo Da Vinci’nin Sanat ve Yaşam Üzerine Düşünceler eserinde ifade ettiği "Evrensel olarak her madde kendini doğal durumunda tutmaya çalışır. Bu nedenle, hareket halindeki su ilerleyeceği kuvvete göre seyrini korumaya çalışır. Eğer direnişle karşılaşırsa, rotasının uzunluğunu dairesel ve tepkisel bir hareketle tamamlar." tespiti, insan yaşamı üzerine düşündüğümüzde oldukça derin bir anlam kazanıyor.
Maddenin kendini doğal durumunda tutma gayreti, kendi hayatlarımızda doğamıza aykırı hareket ettiğimiz durumlarla ilişkilendiğinde ne ifade ediyor? Varoluş alemi içinde sürekli şikâyet ettiğimiz durumlar, belki de kendi doğal halimizi ve sınırlarımızı kabullenmememizden kaynaklanıyordur. Varlığımızın sınırlarını fark edip bu zemin üzerinde dönüşmeye çabalamak ile olmadığımız bir şey olmaya çalışmak arasındaki fark tam olarak burada değil midir? Leonardo’nun "dirençle karşılaşma" vurgusunu, bizi asıl rotamızdan çıkaran şeyin yapımıza aykırı bir formu zorlamamız olduğu şeklinde okuyabiliriz. Zorladığımız yerde hayatın çıkardığı engeller, bizi istemediğimiz ama aslında olmamız gereken rotaya sokuyor olabilir mi? Kayboldum sandığımız anlar, belki de sistemin bizi kendi doğal durumumuzda tutma çabasıdır.
Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri, olduğu şey ile olmasına inandırıldığı şey arasında sıkışarak kendi varoluş hakikatine yabancılaşmasıdır. Bunu somut bir örnek üzerinden ele alırsak, eğitim ve meslek seçiminde net bir şekilde görebiliriz. Çocuklar ve gençler; kendilerine has yeteneklerini ve ilgi alanlarını hem bireysel hem de toplumsal faydaya dönüştürecek kulvarları seçmek yerine, sistemin dayattığı veya ailelerin maddi kaygılarla yönlendirdiği mesleklere itilmektedir. Nitekim yetişkinlik dönemine gelindiğinde birçok insanın mesleği dışında alanlara yöneldiğini ya da otuzlu, kırklı yaşlarında istifa ederek kendi hayallerinin peşinden koştuğunu gözlemliyoruz. İnsanın kendi gerçekliğine yabancılaşmasında bu yetiştirilme biçiminin payı yadsınamaz. Sonuçta insan içine doğduğu aileden ve toplumdan tamamen bağımsız değildir. Ancak kendi gerçekliğini bir başkasının beklentisi üzerine inşa ettiğinde ya da kendi arzularını başkalarına dayattığında, Da Vinci’nin bahsettiği evrensel ilkeyi daha iyi anlayabiliriz. Her madde, eninde sonunda kendi doğal akışına tutunmak ister.
Direnişle karşılaştığında rotasının uzunluğu ne olursa olsun dairesel ve tepkisel hareketlerle yolunu tamamlayan su gibi; hayatındaki kıvrımları fark edebilen insanlar da kendi hakikatine ve doğal akışına dönme mücadelesini gerçekleştiriyordur. Bu çabanın sonucunda bireyin kendi varoluşsal hakikatini tam olarak yaşayıp yaşayamayacağını elbette bilemeyiz; fakat bu durum, gösterilen gayreti görmezden geleceğimiz anlamına gelmez. Üstelik geniş açıdan bakarsak, hayatın akışına ve kendi doğamıza direnç göstermek yerine kendimizi olağan halimize bıraktığımızda yolculuk çok daha kolay ilerleyecektir. Kutsal metinlerde geçen "insanın kendi hayatını kendi elleriyle zorlaştırdığı" metaforu da bize bu durumu son derece net ifade ediyor. Da Vinci’nin suya atfettiği tepkisel dairesellik, insanın kendi özüne dönerken çizdiği zorunlu bir kavis…
Hayat, bizi eninde sonunda kendimiz olmaya zorlayan akış değil de nedir?
Türkan Beyaz
Eylül 2026
Yorumlar
Yorum Gönder